Ey masum çocuk ! Biz insanlık sana ve senin gibi nicesine sahip çıkamadık. Dünyanın en illet varlığı haline getirdiğimiz para uğruna , birileri senin gibi nicesinin canına , malına, kast etti ; canını ve malını yok etti. Dünyanın medeni görünümlü , modern , tekno ebu cehilleri , kendi çıkarları için senin gibi nicesinin hayatlarını yok
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, 672 (m. 1273) senesinde hastalandı. Hasta iken başkalarına olan borçlarını gönderdi. Onlardan ba’zıları, biz helâl etmiştik, dedilerse de, tekrar gönderip almalarını sağladı ve “Elhamdülillah bu tehlikeden kurtulduk” diyerek, kul hakkına çok dikkat etmek lâzım geldiğini işâret etti. Ziyâretine, hocası Sadreddîn Konevî ve şehrin ileri gelen âlimleri geldiler. Ziyâret esnasında Mevlânâ’ya; “Allahü teâlâ
Bir adam, kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Bir süre sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için, bunu o zamanlar aynı zamanda aşevi işlevi görmekte olan bir dergâha bağışlamak ister. Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergâhına gidip durumu anlatır. Hacı Bektaş-ı Veli, “- Helal değildir” diyerek bu kurbanı
Hissetmektir elif… Bir gelecek gibi. Sonsuzluk temennisi ile. *** Birden bire olmasıdır her şeyin. Hissetmek çabasında olmayan. *** Gönül birine gönlüm demek zorunda değil ki. Gönül gönle layık olana gönlüm der. *** Sevmenin karşılığı yok ise şayet, Vardır, sevgi namına hiçlik duygusu. Hiçliğin içinde, varlık olabilmektir, Hayaldir ya da bir serap görme hali. *** Sevgi
Bir meltem , gecenin büyüsünü kelimeleştiren. Eksik kalan mektupların devamı gibi ya da yeniden yazılmaya yeminli bir mektup gibi. *** Esmerliğin beyazlığında esen bir yüreğin savruluşu. İlhamında bir büyü yaşatan ve yaşattıran. Her dileğinde, dilekler büyüten bir tebessümün sadakası. *** Bazen seneler biriktirir kelimelere. Gözlerimin önünde bir güzelliğin başkenti vardır. Bu cümleyi , cümle diye
Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz. Süleyman dervişi hemen huzuruna çağırtır. Ve ona sorar; ” Bu kuş senden şikayetçi, neden kanadını kırdın? ” Derviş kendini şöyle savunur: ” Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek



