Bazı Şeyler Oyun Değildir!
Yıllar önce bir kafede otururken şahit olduğum küçük bir an, zihnimin bir köşesinde hep canlı kaldı.
5-7 yaşlarında iki çocuk, ellerindeki oyuncak silahları benim çocuklarıma doğrultmuş, kendi dünyalarında bir “oyun” kurmuşlardı. Nazikçe uyardığımda ise ebeveynlerinden şu cevabı almıştım:
“Daha çocuk onlar, fanusta büyütemeyiz.”
O gün içimde beliren huzursuzluk, aradan geçen yıllarla birlikte azalmadı, aksine anlam kazandı, derinleşti.
Çünkü çocuk, gördüğünü oynar.
Masum sandığımız davranışlar, zamanla alışkanlığa, alışkanlıklar ise karaktere dönüşür.
Bugün “oyun” diyerek geçiştirdiğimiz pek çok davranışın, yarın karşımıza nasıl çıkacağını çoğu zaman hesap etmeyiz. Oysa çocukluk, eğlenilen bir dönemin çok ötesinde, doğru ile yanlışın ilk kez öğrenildiği, sınırların çizildiği bir inşa sürecidir.
Burada asıl mesele, çocukları hayattan izole etmek, onları bir fanusun içine hapsetmek değildir. Asıl mesele, hayatın içinde, doğruyu ve yanlışı ayırt edebilecek bir bilinç kazandırabilmektir.
Çocuğa “oyundur” diyerek her şeyi serbest bıraktığımızda, aslında ona sınırları belirsiz bir dünya sunarız. Oysa sınır, çocuğun özgürlüğünü kısıtlamaktan ziyade onu koruyan bir çerçevedir.
Sınırını bilmeyen bir çocukluk, zamanla başkasının hakkını gözetmeyen bir yetişkinliğe dönüşebilir.
Empati kurmayı öğrenmemiş, davranışlarının sonuçlarını düşünmeye alışmamış bir insan için “oyun” ile “gerçek” arasındaki çizgi giderek bulanıklaşır.
Belki de en büyük yanılgımız, bazı şeyleri küçümseyerek geçiştirmek…
“Nasıl olsa çocuk…” diyerek görmezden geldiğimiz her davranış, aslında geleceğe bırakılmış bir iz gibidir. Ve o iz, günü geldiğinde karşımıza çoğu zaman beklediğimizden daha ağır sonuçlarla çıkar.
Bazı şeyler gerçekten oyun değildir.
Şiddetin taklit edilmesi, başkasına zarar vermenin sıradanlaştırılması ya da korkutmanın eğlenceye dönüştürülmesi… Hepsi, bir çocuğun dünyasında sessizce yer eden ve zamanla içine işleyen şeylerdir.
Çocuklara her şeyi yasaklamak çözüm olmadığı gibi her şeyi normalleştirmek de bir o kadar tehlikelidir. Doğru denge, rehberlik etmekte, gerektiğinde “Bu doğru değil!” diyebilmekte saklıdır.
Çünkü en büyük sorumluluğumuz, çocuklara neyin oyun olmadığını, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlatabilmektir.
Ve çoğu zaman bu gerçeği, ancak bedel ödendikten sonra fark ediyoruz. Oysa asıl olan, o bedel ödenmeden önce durup düşünebilmektir.

İnternetin uçsuz bucaksız dünyasında, kendime ait küçük bir köşe kurdum.
Bu köşede; okuduklarımdan süzülen notları, hayattan gözlemlerimi ve zihnimde biriken düşünceleri sizinle paylaşacağım.
İyi okumalar dilerim.



