Bazı Şeyler Oyun Değildir! Yıllar önce bir kafede otururken şahit olduğum küçük bir an, zihnimin bir köşesinde hep canlı kaldı. 5-7 yaşlarında iki çocuk, ellerindeki oyuncak silahları benim çocuklarıma doğrultmuş, kendi dünyalarında bir “oyun” kurmuşlardı. Nazikçe uyardığımda ise ebeveynlerinden şu cevabı almıştım: “Daha çocuk onlar, fanusta büyütemeyiz.” O gün içimde beliren huzursuzluk, aradan geçen yıllarla
Emeğiniz. Bir insanın değeri. Bir insanın çabası. Meşakati. Zahmeti. Zamanı. Aldığı nefesi, verdiği nefesi. Zihni ve düşüncesi. Yorgunluğu. * Emek öyle bir olgu haline geldi ki suistimal edilecek kadar düşecek, değersiz kılınacak kadar aşağı düzeyde. Değer verilmeyen, hakkaniyetin hiçe sayıldığı bir durumdur. Üstüne üstlük, vefa görmeyecek kadar da sıradan bir durum haline geldiği bu zamanda.
🕋 🇹🇷 Esselamü Aleyküm ve Rahmetullah… ” 𝐀𝐋𝐋Â𝐇 ﷻ 𝐂𝐄𝐋𝐋𝐄 𝐂𝐄𝐋Â𝐋𝐔𝐇’ un selamı üzerinize olsun. “Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Rasulallah… “Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü!”. ••• Mübarek Kurban Bayramımız, idraki ile kutlu, mübarek ve hayırlı olsun. ••• BAYRAM DUÂSI 𝐀𝐋𝐋Â𝐇 ﷻ 𝐂𝐄𝐋𝐋𝐄 𝐂𝐄𝐋Â𝐋𝐔𝐇, nice bayramları ailemiz ve sevdiklerimizle sağlıkla ve afiyetle
Detaylarda gizlidir insan. Ne kendine benzer, ne de kendisi olmayan kadar benzer. Zamanın içinde, kendi trajedisinde, oynar oyununu. Sahnesinde ışıklar, karşısında kıyamet gibi kopan alkışlar. Geçici olduğunu, nebzesinde beşer olduğunu unutaraktan. Detaylarda gizlidir insan.Sevinirken üzülmeyi, üzülürken sevinirim ümidinde iken.ayrıntısında anlatır yaşanmışlığı insan… Ömrü kırış kırış olur yüzündeki derin çizgilerin anlatışında. Bir insan
Yaşadığımız kadarız. Kazandığımız para kadar, malımız ve mülkümüz kadar varız. Sevdiğimiz kadar varız, sevilmediğimiz kadarız. Gayet ettiğimiz kadarız, emek verdiğimiz kadarız. Öfkemiz kadarız. Hissettiğimiz her duygunun ismi kadarız. Saklandığımız kadar, kaçtığımız kadar. Aşklarımız kadar varız. Bitmeyen şarkılar kadarız. Özlemlerimiz kadarız. Hasretliğimiz, sürgünlüğümüz kadarız. Başkaları için yaşadığımız kadar varız. Sesimiz kadarız. Sessizliğimiz kadar varız. Mecburiyetlerimiz kadarız.
Uçsuz bucaksız bir sokakta, kar tanelerinin masumiyetinde… Bir gecenin derin karanlığında, yaşamak adına yeminler ettiğimiz, faniliğinden geçemediğimiz bir dünyanın, kendi içselliğinde yazarken bulmak kendini. Kendi kendini kaybederken, esasında neleri unuttuğumuzun bir iması gibi, nedensizce yazarken kendini bulmak. Bir özgürlük eylemi. Bir haykırış. Bu sevda burada bitmez demenin, iması… *** Dışarıda kalabalıklar. Makamı, mevkisi belirsiz, her
Halife Hârûnürreşid, devrin önemli âlimlerinden İmam Şiblî’ye (kuddise sırruhû), “Biz mi ziyaretinize gelelim yoksa siz mi bizim sarayımıza şeref verirsiniz?” diye haber gönderir. İmam Şiblî hazretleri de, “Biz halifenin yanına geliriz” der. Saraya gider. Halife, “Bana nasihat eder misiniz?” der. İmam Şiblî (kuddise sırruhû) bir bardak su ister. Halifeye, “Eğer çölde susuz kalsan, ölmek üzere
Kıymet, letafet, mana, sükunet, yakarış, şükür, vicdan, merhamet, huzur ve de muhabbet… Bir müjdeler habercisi… Manasına sonsuz kelamların yakıştığı, sene – i maneviyatın en kadir zamanı… Kadir Gecesi… Dualarımızın, hayırlar ile vuku bulduğu, günahlarımızın ızdırabı ile yanan ruh-i gönüllerimizin, Yaradanın sonsuz merhameti ile huzura ereceği, tevbe kapılarının Hakkın sonsuz iradesinde ve gücünde açık olacağı ”





