Kardeşin kardeşten ve ananın yavrusundan kaçdığı o gün için, bir şey saklamayan, dünyâda da, âhirette de ziyân etti. Eli boş kaldı. Dünyâda da âhirette de pişmân olacak, âh edecekdir. Aklı olan, tâli’li bir kimse, dünyânın birkaç yıllık hayâtını fırsat bilir, ni’met bilir. Bu kısa zamanda, dünyânın çabuk tükenen ve hepsinin sonu sıkıntı ve azâb olan,
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, 672 (m. 1273) senesinde hastalandı. Hasta iken başkalarına olan borçlarını gönderdi. Onlardan ba’zıları, biz helâl etmiştik, dedilerse de, tekrar gönderip almalarını sağladı ve “Elhamdülillah bu tehlikeden kurtulduk” diyerek, kul hakkına çok dikkat etmek lâzım geldiğini işâret etti. Ziyâretine, hocası Sadreddîn Konevî ve şehrin ileri gelen âlimleri geldiler. Ziyâret esnasında Mevlânâ’ya; “Allahü teâlâ
Hayat içerisinde ,sağlığı olan , gücü yeten , akli melekeleri yerinde olan ,er kişi, kendi ve yakınları için, ihtiyaçlarını karşılamak sureti ile ‘ helâl ve doğru yoldan ‘ çalışmak durumundadırlar. Çalışma süreci sonucunda , çalışma emeğinin bir sonucu olarak , nicel manada bir karşılık ( maddi ya da ayni ) verilmektedir. İnsanlığın literatürüne , çalışma
Bir adam, kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Bir süre sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için, bunu o zamanlar aynı zamanda aşevi işlevi görmekte olan bir dergâha bağışlamak ister. Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergâhına gidip durumu anlatır. Hacı Bektaş-ı Veli, “- Helal değildir” diyerek bu kurbanı
Hayat; bir tercihler eksenidir. Doğrudur elbette. İnkar etmek; insanlığın bir vasfını red etmek anlamında söz bulur. Fakat tercihler, terbiye ekseriyetini kaybetme hususu kazandırırsa ( ki bu bir kaybediştir. ) bunun vebali Allah muhafaza kul hakkı derecesinde endişe meydana getirir. Bunun da affı ; haklı kulun rızası ve kulun helalliği ile gerçekleşir. Tercihler hakkımızdır lakin; bir
TÜRKİYE’DE İLAHİYATÇIYSAN… Dert bir değil ki arkadaş! Biraz sohbet biraz da isyan olsun istiyorum. Gelin biraz dertleşelim… Bizim mahallede islamı sorgulayabilecek bir tedris sunulmaz bize, dogmatik, ortaçağ kilisesi gibi, aşırı keskin, soru sormak en büyük hata. Zaten pek fırsat da verilmez size. Sanki dinine güvenmiyormuş gibi! Bunu anadolu’da doğmuş, çocukluğunu anadolu’nun katolik sünni kırlarında geçirmiş,
Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz. Süleyman dervişi hemen huzuruna çağırtır. Ve ona sorar; ” Bu kuş senden şikayetçi, neden kanadını kırdın? ” Derviş kendini şöyle savunur: ” Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek
Zor bir dönemden geçiyoruz. Hepimiz üzgünüz ; hepimiz öfkeliyiz. Hepimiz kendimizi sorgulamalıyız. Hatamız var mı , insanlık için neler yapıyoruz ; diye soralım kendimize. Peygamber Efendimiz ( s.a.v. ) , müşriklere ve kafirlere nasıl davranmıştı , neler yapmıştı , kendisine ve ümmetine yapılanlara karşılık ? Bir de bu açıdan bakalım. Hainler , şeref yoksunları elbet
Zaman, terör meselesi üzerinden siyaset yapma zamanı değildir ! Zaman , birlik ve beraberlik içinde olup ; şeref yoksunlarının ve hainlerin istedikleri bozgunculuk ve fitne ateşine müsaade etmek olmamalıdır. Unutmayalım ! Mesele çok ciddi ve bunu ucuz mevzular içerisinde , ifade etmeyelim. Kendi siyasi fikirlerinin , savunma aracı olarak kullanmayalım. ( Hangi siyasi fikir olursa
Gerçek dost bizi abartan, her yaptığımız şeye eyvallah diyen, bize yalakalık yapmak için sürekli güzel sözler söyleyen ve haksız olduğumuz durumlarda bile bizi körü körüne savunan kişi değildir; bize gerçeği söyleyen, bizi kendi gerçeğimizle buluşturan ve bunu da doğru kriterler üzerinden ortaya koyabilen kişidir. Eskilerin ne güzel bir sözü var : ” Şeyh uçmaz, muridler


