Her şey bu kadar suni, her şey boş. Kederinden sus pus olmuş, hüzün. Dertlenecek , o kadar çok sebep var iken; ‘ ben ‘ demekten başka, midesi naylon, cebi kağıt müsveddesi dolu beşercik balonları. *** Uçurumun kenarında bir garip görse beşercik, düşsün diye izler olmuş; vizontele çerçevelerinde. *** Kimse kimseyi, kimsesiz bırakmış. Herkes hakkımı yedirmem
Kardeşin kardeşten ve ananın yavrusundan kaçdığı o gün için, bir şey saklamayan, dünyâda da, âhirette de ziyân etti. Eli boş kaldı. Dünyâda da âhirette de pişmân olacak, âh edecekdir. Aklı olan, tâli’li bir kimse, dünyânın birkaç yıllık hayâtını fırsat bilir, ni’met bilir. Bu kısa zamanda, dünyânın çabuk tükenen ve hepsinin sonu sıkıntı ve azâb olan,
Herkes bu ülkede siyasetçi; herkes bu ülkede din adamı, herkes kahin… Hepimizin her mes e le hakkında bir kehaneti var. Bu ülke hiç mi değişmeyecek. Değişecek. Biraz mevzulara tarafsız yönden bakalım taraf olma derdinden ziyade ” geniş düşünebilme ve anlama ” kabiliyeti ile mevzuları çözümleme yoluna gidelim ve unutmayalım bizler kendimizi böyle meşgul ederken birileri
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, 672 (m. 1273) senesinde hastalandı. Hasta iken başkalarına olan borçlarını gönderdi. Onlardan ba’zıları, biz helâl etmiştik, dedilerse de, tekrar gönderip almalarını sağladı ve “Elhamdülillah bu tehlikeden kurtulduk” diyerek, kul hakkına çok dikkat etmek lâzım geldiğini işâret etti. Ziyâretine, hocası Sadreddîn Konevî ve şehrin ileri gelen âlimleri geldiler. Ziyâret esnasında Mevlânâ’ya; “Allahü teâlâ
Hayat içerisinde ,sağlığı olan , gücü yeten , akli melekeleri yerinde olan ,er kişi, kendi ve yakınları için, ihtiyaçlarını karşılamak sureti ile ‘ helâl ve doğru yoldan ‘ çalışmak durumundadırlar. Çalışma süreci sonucunda , çalışma emeğinin bir sonucu olarak , nicel manada bir karşılık ( maddi ya da ayni ) verilmektedir. İnsanlığın literatürüne , çalışma
Bir adam, kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Bir süre sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için, bunu o zamanlar aynı zamanda aşevi işlevi görmekte olan bir dergâha bağışlamak ister. Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergâhına gidip durumu anlatır. Hacı Bektaş-ı Veli, “- Helal değildir” diyerek bu kurbanı
Hadsizler haddini bilmezler ise; bildirecek en hakiki merci Allah ( c.c. ) ‘dır. Bunu unutanlar kibir ve hezeyanlık garabetinde bulunup seviyelerini bilmeden ahmakça tavırlar içerisinde olurlar. Ve sonuç: İnsanları anlamadan kendi açılarından habis bir ur halini alan tavırlar içinde bulunurlar. Ey ahmak uyan. Sen insan oğlusun. Namın eşref – i mahlukat. Yaradılanların en şereflisi. Sana
Hayat; bir tercihler eksenidir. Doğrudur elbette. İnkar etmek; insanlığın bir vasfını red etmek anlamında söz bulur. Fakat tercihler, terbiye ekseriyetini kaybetme hususu kazandırırsa ( ki bu bir kaybediştir. ) bunun vebali Allah muhafaza kul hakkı derecesinde endişe meydana getirir. Bunun da affı ; haklı kulun rızası ve kulun helalliği ile gerçekleşir. Tercihler hakkımızdır lakin; bir
Hissetmektir elif… Bir gelecek gibi. Sonsuzluk temennisi ile. *** Birden bire olmasıdır her şeyin. Hissetmek çabasında olmayan. *** Gönül birine gönlüm demek zorunda değil ki. Gönül gönle layık olana gönlüm der. *** Sevmenin karşılığı yok ise şayet, Vardır, sevgi namına hiçlik duygusu. Hiçliğin içinde, varlık olabilmektir, Hayaldir ya da bir serap görme hali. *** Sevgi


