Hayata dair her ne varsa onları yaşama gayesinde; adam olabilme mücadelesi içinde...
– Hz.Aişe, Peygamberimiz (a.s.m.) ile yeni evlenmişti.Eşinin kendisini sevip sevmediğini merak etmekteydi. Ya da kendisini ne kadar ve nasıl sevdiğini. Aişe bu düşüncesini Peygamberle (a.s.m.) konuşmadan edemedi. – “Ey ALLAH`ın Resulu,beni seviyor musun? – “Evet, ya Aişe tabi seviyorum!” – Hz.Aise dahasını da merak ediyordu. Acaba nasıl seviyordu? Hemen sordu. – “Beni nasıl seviyorsun?” Peygamberimiz
Mükremin: giden gidene ha Lütfiye : öyle giden gidene Mükremin: Şu an içimde Lise son sınıfın son cumasının ince kederi var biliyor musun Lütfiye: benim de, arkadaşlarla son gülüşmeler hatıra defterine yazılan yazılar. Bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın içinler … bu arada senin de herhangi bir okul gününü özlemen enterasan yani. Mükremin: Bazen
PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED ( S.A.V. ) ‘in mübarek kelamları ile ifade ettikleri üzere ; “ Ahde vefa imandandır. “ Bizler , vefa etmede , bir din kardeşimizin halini hatrını sormada , onlara selâmımızda ne derece dikkat içindeyiz ? En başta kendi nefsimize bunu sorarak başlamalıyız. Bir kardeşimizin derdi var mıdır , bir sıkıntısı diye
ALLAH (CELLE CELELUHU), Dertlilere dermanlar versin, Borçlulara edalar versin, Hastalara şifalar versin, Mazlum ve masum olan herkesin yardımcısı olsun, Bizleri kötülüklerden, belalardan ve bilcümle mahlukatın şerrinden korusun, Bu dünyada rezil olmaktan bizleri muhafaza eylesin, Ahirette cehennem azabından bizleri korusun, Kimin sıkıntısı, sıkıntıları, derdi, dertleri varsa onları en yakın zamanda hayırlar ile sona erdirsin, Yüreği
Derdimiz neyse yaz mevsimi ile.. Aşk, sanki yazın kuraklığına uymuşcasına sevdalarımızın da yazını getirdi adeta. Sevemez olduk, sevmek de istemedik mi diyoruz bilemiyoruz; ama mevsim yazdı. Bir aşkın arefesi idi sadece. Hazırlamıştı, sevmek isteyen bir sonbahara kendini. *** Bahar sözcüğü. İlk de olsa, son da olsa ‘ bahar ‘ işte. İçinde geçen her cümleye, her
Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Bir adam yolda yürürken, yol üzerinde bir diken dalına rastladı. Onu alıp dışarı attı. Cenab-ı Hakk bu davranışından memnun kalarak, ona mağfiret etti.” (Bu metin, Ebu Davud hariç beş kitabın beşinde aynen mevcuttur. Ebu Davud (az bir farklılıkla) şöyle kaydeder: “Hiçbir hayır yapmamış olan bir adam, yoldan
Hz. Peygamber çok sade bir hayat sürmüştür. ALLAH’IN ELÇİSİ devesini bağlar, yemler, koyun sağar, ev işlerine yardımcı olur, pabucunu diker, elbisesini yamar, hizmetçisine yardım eder, onunla birlikte hamur yoğurur, yemek yerdi. Çarşı pazardan aldıklarını kendisi taşır, zengin fakir ayrımı yapmaksızın herkesle tokalaşır, ikram edilenin ne olduğuna bakmaksızın davete icabet ederdi. Esen rüzgardan daha cömertti.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh… Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurmuşlardır: “Sizden birinize bir düşünce yahud üzüntü geldiği zaman yedi defa: «Allah! Rabbim Allah’tır! O’na hiç bir şeyi şerîk koşmam ben!» desin.” (Ebû Dâvud, Edeb, 36; İbn Mâce, Duâ, 17). * İbn-i Abbas (r.a.) der ki: Resûlullah üzüntülü ve sıkıntılı halinde şöyle duâ ederlerdi: “El-Azîm, el-Halîm
26 Ağustos 1071… Bizlere kadim ve muteber Anadolu coğrafyasını bağışlayan; bir milletin, sadece ” ırk ” üzerine kurulu olmadığını, farklı etnik kökenler ile bir ‘ vatan ‘ kurabilme, kudretini ve birliğini bizlere gösteren; ” büyük ve güzel adamları ” başta büyük komutan Sultan Alparslan’ı olmak üzere; saygı, minnet ve dua ile anıyoruz. Ya Rab!









