TÜRKİYE’DE İLAHİYATÇIYSAN… Dert bir değil ki arkadaş! Biraz sohbet biraz da isyan olsun istiyorum. Gelin biraz dertleşelim… Bizim mahallede islamı sorgulayabilecek bir tedris sunulmaz bize, dogmatik, ortaçağ kilisesi gibi, aşırı keskin, soru sormak en büyük hata. Zaten pek fırsat da verilmez size. Sanki dinine güvenmiyormuş gibi! Bunu anadolu’da doğmuş, çocukluğunu anadolu’nun katolik sünni kırlarında geçirmiş,
Zor bir dönemden geçiyoruz. Hepimiz üzgünüz ; hepimiz öfkeliyiz. Hepimiz kendimizi sorgulamalıyız. Hatamız var mı , insanlık için neler yapıyoruz ; diye soralım kendimize. Peygamber Efendimiz ( s.a.v. ) , müşriklere ve kafirlere nasıl davranmıştı , neler yapmıştı , kendisine ve ümmetine yapılanlara karşılık ? Bir de bu açıdan bakalım. Hainler , şeref yoksunları elbet
Zaman, terör meselesi üzerinden siyaset yapma zamanı değildir ! Zaman , birlik ve beraberlik içinde olup ; şeref yoksunlarının ve hainlerin istedikleri bozgunculuk ve fitne ateşine müsaade etmek olmamalıdır. Unutmayalım ! Mesele çok ciddi ve bunu ucuz mevzular içerisinde , ifade etmeyelim. Kendi siyasi fikirlerinin , savunma aracı olarak kullanmayalım. ( Hangi siyasi fikir olursa
Gerçek dost bizi abartan, her yaptığımız şeye eyvallah diyen, bize yalakalık yapmak için sürekli güzel sözler söyleyen ve haksız olduğumuz durumlarda bile bizi körü körüne savunan kişi değildir; bize gerçeği söyleyen, bizi kendi gerçeğimizle buluşturan ve bunu da doğru kriterler üzerinden ortaya koyabilen kişidir. Eskilerin ne güzel bir sözü var : ” Şeyh uçmaz, muridler
Derdimize figan olduğumuz zamanlar. Ateşin sadece ve sadece düştüğü yeri yaktığına delil olan zelil meselelerin ispatı gibi idi insanlar. Mahşer kurulmuştu sanki. Kimse, kimseyi tanımamakla kararlı idi. Bir sessizlik vardı sanki. İçinde mazlumun ve halimin feryad ettiği, derecesinde gürültülü ve meftun. Herkesin, kendi derdi dediği dertsizlik dertliliğinde kazanılmış fani enaniyetimiz. Budala bakışları içinde, neyi neden
Dünyevi hayat, dünyevi meşrep. Bir beşerilik hali. İnsan olabilmenin gayreti içerisinde, doğru ilme ulaşabilme hedefi ile bir taraftan da yanlış olabilene, beşeriyet olabilmenin sonucu ile düşebilme. Noksan olan hissi ile kaybolan doğrular. Bir yanlışın, doğruları körelttiği veya yok ettiği zamane hukukun, hızla ilerleyen takvim yapraklarında yazılan pişmanlıklarımız. Niyetin halisliğinden dem olmak yerine acz içerisinde yanlışın
Adettendir, eli kalem tutmuş ağabeylerimiz gündem vitesi boşa attı mı kendi bacılarını yazmaya başlarlar. Dur ağabeyciğim dur “sen hayırdır” demek için yazmak istedim. Bunu bir eleştiri yazısı olarak düşünmeyin, yanlışlarım varsa da eleştirileri kaldıracak olgunluğa sahip olduğumu söylemek isterim. Şalından saçı gözüken huqqa kızlarından tutun, pür tesettür ihh kızlarına kadar her kesimi tanıyan biz, bizim
Aşk, ezelden ebedi bir Duâdır. *** İnşallah hayrı isen kader ol benin ebedim… *** Şiir, şiire vesile olana okunur ve şiir kimlik sormaz. *** Çay muhabbettir deminde; kahve huzurumdur bir hatrın dilinde… Şiir olmaz çay sıcak olmasa; hatrı olmaz güzelin kahve olmasa… *** Mesela her şeyi zamana bırakıp zamansız hüzünlere bırakmak… *** Sevda başka bir
Benim Adım Bir Vefa… Adım sanmayın sakın. Ruhum yeminlidir vefaya. Zarif bir hassasiyetin içinde insana verilen değerin kibar bir adıdır vefa, lügat – ı lisanımda. Benim Adım Bir Vefa… Bahanelere sığınmaktansa, vefa edebilmek uğruna, kendim bir bahaneyim. Benim Adım Bir Vefa… Dünya kadar derdim de olsa, değer verdiğimiz bir insana vefa oluruz, tüm vefasızlıklara rağmen.
Bir varlık ile bir hiçlik arasında giden demsiz, sürgün hallerimiz. Ne iyi olabilmeyi kendimiz de hak ediliş gören ne de kötü olmak için zamanı kısaltan, menzili belirsiz özümüz. Her şeyi ve herkesi bir anda yok sayıp olduğumuz yerde noktaladığımız yaşanmışlıklarımız. Aşkı arayalım derken; aşksızlığa yemin etmiş vicdanlarımız. Tükenirken, tükettiğimiz insanlar, sevdiklerimiz, hayatımız, hayatlar. Nedensiz hiddetlerimiz.


